KAYSERİ’NİN KALBİNE DOKUNAN VALİ…

25/03/2026

Kayseri’de adını sadece bir makamdan değil, sahadaki izinden duyduğumuz isim Vali Gökmen Çiçek… Onu hepimiz devlet adamı kimliği ile tanıdık ancak bu yazıda çocukluk hatıralarından inandığı değerlere, kırılma anlarından Türk milletine olan sevgisine uzanan içten bir yolculuğu kaleme alacağız.

Kayseri BOSS bu sayısında sadece bir yöneticiye değil, artık şehrin evladı olan bir kalbe misafir oluyor. Bazen bir şehri anlamak için çeşitli rakamlara değil, bu şehre hizmet edenlerin yüreğine bakmak yeterli oluyor… Keyifle okunması dileğiyle…

İş yapmak ile o işe tutunmak arasındaki çizgide kendisini “hastalık derecesinde takipçi” olarak tanımlayan Gökmen Çiçek, yüzünde beliren kararlılığı ile aslında yönetim anlayışını özetliyor. Bir meseleyi dert edindi mi peşini bırakmayan bu tavrı ile büyük cümleler kurmaktan ziyade sorumluluğunun ağırlığını omuzlarında taşımayı tercih ediyor…

-Çocukluğumdan itibaren, arkadaşlarımla ya da ailemle konuşsanız benim en çok “hastalık seviyesinde” takipçi olduğumu söylerler. Bir konuyu üzerime aldığımda, bir meseleyi dert edindiğimde adeta şizofren derecesinde o işin peşine düşerim. İstediğim bir şey varsa defalarca sorarım. Oldu mu? Ne zaman olacak? Ne zaman? Israrla, vazgeçmeden takip ederim. Bir şeyi kafama koyduysam bırakmam.Sanırım benim en belirgin karakter özelliğim, dert edindiğim bir konuyu sonuna kadar ve çok sıkı bir şekilde takip etmem. Yöneticilik anlayışımda da bu var. “Çok harika projeler yapıyorum, muhteşem işler çıkarıyorum” diyemem belki ama çocukluğumdan beri üstlendiğim işi, sorumluluğunu aldığım meseleyi sonuna kadar takip ederim. Israrcıyımdır.Bu yönüm bazen çevremdekileri yorar. Çalışma arkadaşlarım, dostlarım, hatta ailem zaman zaman “Bir konuyu fazla ısrarla takip ediyorsun” diye sitem ederler.Ama herhalde beni ben yapan, en güçlü karakter özelliğim aşırı derecede takipçi olmam.

“GERÇEKTEN ÇOK MUTLU BİR ÇOCUKLUK YAŞADIM”

Vali Gökmen Çiçek’in bugünkü yönetim anlayışını kavramak için makamına değil, çocukluğunun geçtiği kapıları hiç kapanmayan o apartmana, kalabalık ailesine ve birçok duygunun hep birlikte yaşandığı dünyasına bakmak gerekiyor. O kalabalığın içinde öğrenilen en kıymetli ders “dayanışma” olurken bugün Kayseri’nin huzuruna katkı sunduğu anlayışın temellerinin de yıllar önce o hiç kapanmayan kapının eşiğinde filizlendiğini görmek zor değil…

-Çocukluğum Gebze’de, kalabalık bir aile içinde geçti. Beş kardeştik, ayrıca yedi amcam ve iki halam vardı. Amcalarımla ve amca çocuklarımla o kadar yakındık ki kimin kardeş, kimin kuzen olduğu bazen karışırdı. Aynı apartmanda oturur, kapılarımızı hiç kapatmazdık. Pikniklere, gezmelere birlikte gider kimseye ihtiyaç duymadan kendi aramızda vakit geçirirdik. Gerçekten çok mutlu bir çocukluk yaşadım.Kalabalık ailenin insana paylaşmayı ve dayanışmayı öğrettiğine inanıyorum. Yedi amcanız olunca sadece yeğen değil, adeta kardeş gibi büyüyorsunuz. Ben de çoğu zaman arabulucu rolündeydim. Babam da özellikle, “Kardeşlerimin yanında ben haklı olsam bile beni savunmayacaksın” derdi. Bu yüzden aile içinde sorun olduğunda hem amcalarımın yanında durur hem de barışmaları için çaba gösterirdim.Bugün hâlâ aramızdaki bağ çok güçlü. Kalabalık bir ailede büyümenin mutluluğunu doyasıya yaşadım.

Vali Gökmen Çiçek’in yolculuğu Kafkasya’dan Anadolu’ya uzanan bir hikaye ile başlıyor. Kaybedilmiş bir vatanın ardından yakılan ağıtların arasında büyüyen bir çocuk için “devlet” elbette sıradan bir kavram değil, adeta bir “kızıl elma” olmuş.

Gökmen Çiçek için devlete hizmet etmek kariyer tercihi olmanın ötesinde bir emanetin de karşılığı…

-Biz Kafkas göçmeniyiz. Ailem o coğrafyadan geliyor. Dedem hayattayken evde sürekli vatan, millet ve memleket üzerine şiirler okunur, ağıtlar yakılırdı. Bizim evde devlet çok kutsaldı. Devlet bambaşka bir şeydi. Bu millete hizmet etmek adeta bir “kızıl elma” gibiydi. Çünkü kaybedilmiş bir vatanın hikâyeleriyle büyüdük. Ailem 1939–40 yıllarında bir gecede evini barkını bırakıp, mayın tarlalarından geçerek Türkiye’ye sığınmak zorunda kalmış. O bilinmezlik ve geri gönderilme korkusuyla yola çıkmışlar ama Türkiye Cumhuriyeti onlara kucak açmış. Bahar mevsiminde geldikleri için bir kaymakam soyadımızı “Çiçek” koymuş. Bu hatıra bile devletin bizim için ne ifade ettiğini anlatmaya yeter.

Rus işgali ve komünizm baskısı altında zorla kolhozlara götürülen bir neslin çocuklarıyız. Böyle bir geçmişe sahip bir ailede devlete hizmet etmek kutsal bir meseleydi. Evde anlatılan bütün hikâyelerin merkezinde kaybedilen vatan ve bir daha toprak kaybetmeme duası vardı. Bu yüzden devlet çatısı altında hizmet etme hedefim vardı ve içimde hep bu memlekete hizmet etme arzusu vardı.Yöneticilik tarafım da küçük yaşlardan itibaren belliydi. Mahalle maçlarında kaptan olurdum, okulda arkadaşlarım arasında öne çıkardım. Ortaokuldan itibaren “Kaymakam olacağım” derdim. Üniversitede bir dönem “Acaba yapabilir miyim, sınavı kazanabilir miyim?” desem de bu hedef hiç değişmedi. Ailem ve çevrem de bunu bildiği için kaymakam olduğumda kimse şaşırmadı. Benim hayalim hep buydu.

“SEN ARTIK SADECE BİZİM EVLADIMIZ DEĞİLSİN”

Vali Gökmen Çiçek için “vatan” kelimesi yalnızca bir coğrafi sınır değil, omuzlara yüklenmiş bir sorumluluk… Kaymakam olduğunda da ailesinden duyduğu “Artık sadece bizim değil, bu memleketin evladısın” sözü de işte o günden beri taşıdığı sorumluluğun, anne duasının ve helal–haram çizgisinde şekillenmiş bir hayat terbiyesinin özeti gibi…

-Annem Batum’dan, babam Ahıska’dan bu memlekete sığınmış. Aynı yıllarda vatanlarını bırakıp Türkiye’ye gelmişler. Bu yüzden vatan, millet ve memleket meselesi onlar için son derece hassas ve kıymetli bir konu.Kaymakam olduğumda bana, “Sen artık sadece bizim evladımız değilsin, bu memleketin evladısın. Gidecek ve hizmet edeceksin” dediler. Annem bunu hâlâ sık sık hatırlatır. Sosyal medyada “Allah seni yetiştiren anne babadan razı olsun” gibi yorumlar gördüğünde çok duygulanır, “Oğlum dua al, memlekete hizmet et” diye beni teşvik eder.24 yaşımdan beri bu mesleğin içindeyim. Yanlarına sık gidemediğim zamanlarda babam, “Milletimize hizmet ediyorsun, bu bana yeter” der. Fotoğraflarda yaşlı büyüklerimizin yanında olduğumu gördüğünde arar, “Seni orada görünce kendimi yanında hissettim” diye söyler. Onların gururunu hissetmek benim için tarifsiz bir duygu.Bana bıraktıkları en büyük miras, şartlar ne olursa olsun görevi ihmal etmeden hizmet etmenin kutsallığı oldu. Haram–helal konusunda da büyük bir hassasiyetle yetiştirildim. İnşallah onları mahcup etmiyorumdur.

“HAYATTA İYİ İNSANLARLA KARŞILAŞMAK EN BÜYÜK ZENGİNLİK”

Gökmen Çiçek’in hayatının pusulası çocukken babaannesinin yıllara meydan okuyan “Allah seni iyi insanlarla karşılaştırsın” temennisiyle oluşmuş. O zamanlar büyük hayaller kurmuş, zenginlik ve makamı daha kıymetli sanmış ama zamanla o duanın aslında en büyük servet olduğunu anlamış…

Şimdilerde ise bir insanın yoluna çıkan iyi kalplerin hayatı daha anlamlı kıldığını söyleyen Çiçek, iyi insanlarla yürünen yolun dünyada yaşanan bir cennet olduğunun da altını çiziyor…

-Babaannemin bana küçükken ettiği bir dua vardı. Bana hep “Allah seni iyi insanlarla karşılaştırsın” derdi. O zamanlar bu duayı basit bulurdum. İçimden, “Allah seni zengin etsin, makamlara getirsin, büyük başarılar versin desene” diye geçirirdim. Bana daha büyük dualar varmış gibi gelirdi. Ama o hep aynı duayı etti, hâlâ da eder.Yıllar geçtikçe anladım ki en büyük dua buymuş. Hayatta iyi insanlarla karşılaşmak en büyük zenginlik. En güçlü makamda da olsanız, kötü bir insanın iftirası ya da dost sandığınız birinin yanıltması insanı derinden sarsabiliyor. Eğer iyi insanlarla karşılaşıyorsanız, bu dünyada adeta cenneti yaşıyorsunuz. Cennete giden bir yolda yürüyorsunuz demektir bu.Bugün dönüp baktığımda babaannemin duasının kıymetini çok daha iyi anlıyorum. Hayatınızda iyi insanlar varsa, iyilikler de peş peşe geliyor. Bu dua hiç aklımdan çıkmıyor.

“O ÜÇ GÜN, YÖNETİCİLİK HAYATIMIN EN AĞIR SINAVIYDI”

30 Haziran 2024… Kayseri’nin hafızasında yer edinen o acı hadise, Vali Gökmen Çiçek için yöneticilik hayatının en ağır imtihanı olarak hafızasında duruyor. Sokaklarda binlerce insan, asılsız haberler, yerel basının doğru haber mücadelesi ve sonunda Kayserilinin sağduyusuyla geride bırakılan o günler… Bir şehrin yöneticisinin sorumluluk duygusunun, ortak aklın ve toplumsal anlayışın sınandığı zamanlardı. Geride kaldı ama hafızalarda bir uyarı, bir ders ve bir dayanışma örneği olarak yaşamaya devam ediyor…

-Meslek hayatımın en zor günlerini Kayseri’de yaşadım. Özellikle Suriye olaylarının olduğu o üç gün, yöneticilik hayatımın en ağır sınavıydı. Yaklaşık 15 bin kişi sokaktaydı ve çoğu 15–17 yaşındaki gençlerdi. Sosyal medyada “Bir Türk öldürüldü” gibi tamamen asılsız haberler yayılıyor, büyük bir algı ve manipülasyon mekanizması çalışıyordu.En büyük korkum o kargaşada bir çocuğumuzun zarar görmesiydi. Uydurma açıklamalar, benim ağzımdan söylenmemiş sözler dolaşıma sokuldu. Bu süreçte Kayseri yerel basını önemli bir sınav verdi. Doğru ve hızlı bilgi akışıyla birlik ve beraberliğin korunmasına büyük katkı sağladı. O gün en kıymetli şey doğru haberdi.Gündüz mahalle mahalle dolaşıp yanlış bilgileri düzeltmeye çalıştım, akşam ve gece sahadaydım. Sürekli “Allah’ım, bir çocuğumuzdan ya da bir göçmenden acı haber almayalım” diye dua ettim. Çünkü bir provokasyon yüzünden bir evladımızın zarar görmesi kabul edilemezdi.Çok şükür Kayseri’nin sağduyusu galip geldi. Büyük gerilime rağmen can kaybı yaşanmadı. Hayatımın en korkulu üç günüydü ama bu şehir birlik içinde o süreci atlattı. Çok şükür.

“BU SEVGİYİ HAK EDECEK NE YAPTIM?”

Vali Gökmen Çiçek’in Kayseri sokaklarında bir amcayla samimiyetle sohbet ettiğine, bir teyzenin elini hürmetle öptüğüne, bir çocuğun başını şefkatle okşadığına hepimiz şahit olduk. Belki de onun bu şehirle kurduğu bağ, protokol çizgilerinin çok ötesine geçiyor. Makamın sağladığı yetkiden daha ağır bir sorumluluk yüklüyor omuzlarına tabi. Sevgiye layık olma sorumluluğu…

-Ben bu millete aşığım. Türk milleti çok büyük bir millet. Her anneyi kendi annem, her babayı kendi babam gibi görmeye çalışıyorum. Yöneticilikte en önemli şeyin empati olduğuna inanıyorum ve kendime hep “Ben olsam ne hissederdim?” diye soruyorum. Çünkü empati gerçekten sihirli bir şey.En büyük motivasyonuma gelecek olursakburadaki herkes benim ailem gibi. Bu bir söz değil, gerçekten böyle hissediyorum. Sokakta bir amcayla konuşurken amcamla konuşur gibi oluyorum. Geçenlerde 80 yaşlarında bir teyze, Belçika’ya gitmeden önce sırf beni görmek için uçağını bir gün ertelemiş. Geldi, sarıldı, fotoğraf çektik ve gitti. Hiçbir talebi yoktu. O an kendi kendime, “Bu sevgiyi hak edecek ne yaptım?” diye sordum. Sadece görevimi yapıyorum.

Kayseri’de gördüğüm teveccüh çok farklı. Kayserili büyük şeyler istemiyor; “Beni adam yerine koy, değer ver” diyor. Bir adım atarsanız Kayserili size on adım geliyor, sizi yarı yolda bırakmıyor. Ama bu şehir kibri asla sevmez. Saygısızlık etmez ama kibirli insanı hayatından çıkarır. Mütevazı olanı ise baş tacı yapar. Bu şehrin vefasını gerçekten yaşayarak gördüm.

“KAYSERİLİ ÇOK VEFALI”

Vali Gökmen Çiçek, bir şehirden ayrılırken en çok “hayırla anılmayı” manevi bir kazanç olarak görüyor. Geride bırakılacak en kıymetli mirasın, hayırla anılan bir iz olduğuna inanıyor. Tabi bu yolculuğunda en büyük destekçisi ise hayat arkadaşı oluyor…

Bir de “vefa” konusu var…  Vefa… “Artık İstanbul’da sadece semt adı” klişesiyle başlamayalım değil mi? Vefa bizim içinçoğu zaman insanlık ödevidir ancak Gökmen Çiçek ve eşi Sümeyra Çiçek, Kayserilinin gösterdiği vefa karşısında birlikte mahcup oluyorlar. Ve her defasında aynı cümlede buluşuyorlar: “Kayserili çok vefalı.”

-Belki çok iddialı olur mu diye düşünüyorum ama şu bir gerçek ki; “Buraya geldi, bir şeyleri değiştirdi. Allah razı olsun ondan. Bak şunları yaptı” cümlesi çok kıymetli bir cümle.Bizim kültürümüzde hayırla anılmak çok değerli. Görev yaptığım yerlerde yıllar sonra bile “Şunu yapmıştınız, hâlâ devam ediyor” denilmesi manevi kazançtır. Asıl mesele, hayırla anılacak bir iz bırakmak.Eşimle aynı mahallede büyüdük. Evlendiğimiz günden beri hep yanımda oldu, sosyal projelerin içinde yer aldı, kadın kooperatifleri fikri de ona aitti. Görünür olmayı sevmez ama sahadadır, ihtiyaç sahiplerini takip eder, özellikle gençler konusunda çok hassastır. Bazen beni eleştirir ama aynı duyguyu paylaşmamız büyük güç veriyor.Kayseri’yi o da çok seviyor. Gösterilen ilgi karşısında mahcup oluyor. Biz de aramızda bunu konuşuyoruz. Gerçekten bazen Kayseri’nin gösterdiği sevginin, bizim hak ettiğimizden fazla olduğunu düşünüyoruz.Eşim de hep “Kayserili çok vefalı” der. Ve biz bu vefayı her gün yaşayarak görüyoruz.

“ERVA SPOR OKULLARI PROJESİ DE BİR FERYADIN YANSIMASIYDI”

Vali Gökmen Çiçek’e göre gençlik, tesadüflerin değil bilinçli yönlendirmelerin hedefinde. Uyuşturucudan dijital mecralardaki değer aşınmasına kadar uzanan görünmez baskılara karşı verdiği mücadeleyi, yalnızca idari bir görev değil, tarihi bir sorumluluk olarak görüyor. Kayseri’de hayata geçirilen Erva Spor Okulları Projesi de bu hassasiyetin somut karşılığı olarak çıkıyor. Çünkü o, her çocuğun sadece ailesine değil, binlerce yıllık bir milletin istikbaline emanet olduğuna inanıyor…

-Bu memleketin çocuklarına yönelik bilinçli bir kuşatma olduğunu düşünüyorum. Uyuşturucunun özendirilmesi, sosyal medya üzerinden aile yapısının zayıflatılması ve değerlerin aşındırılması bana tesadüf gelmiyor. Gençlerimizin görünmeyen bir baskı altında olduğuna inanıyorum.Onlara hep “Siz sadece ailenizin değil, binlerce yıllık bir milletin evlatlarısınız” diyorum. Böyle köklü bir tarihin çocuklarının uyuşturucu gibi tehditlerle anılmasını kabullenemem. Bu nedenle topyekûn mücadele etmeliyiz.Kayseri’de başlattığımız Erva Spor Okulları Projesi de aslında böyle bir feryadın yansımasıydı. Amacımız çocuklarımızı kötü alışkanlıklardan uzak tutmak ve güçlü bir aidiyetle yetişmelerine katkı sağlamak. Onlara her zaman şunu söylüyorum: “Sizden sadece aileniz değil, koca bir millet istikbal bekliyor, bu topraklar için can vermiş şehitler istikbal bekliyor. Kalbinizdeki millet sevgisinin, en kutsal değerlerinizden biri olduğunu asla unutmayın.”

Bir çocuğun düşen Türk bayrağını yerden alıp öpmesi bana umut veriyor. Bu bilinç yaşadıkça geleceğe dair inancım da güçlü kalıyor. Gerçekten inanıyorum ki çocuklarımız bizim geleceğimiz. Binlerce yıllık bir tarihe ait olduklarını unutmadan, o sorumluluğun farkında olarak büyümelerini istiyorum.

 

Bizler bu röportajı yaparken aldığımız her cevabı, insanın kendi hayat yolculuğuna tuttuğu ayna olarak görüyoruz. Geçmişin kırılma anları, atılan cesur adımlar, verilen mücadeleler hepsi birer heyecan hepsi birer pusula aslında… Vali Gökmen Çiçek ile yaptığımız bu röportajda da söz dönüp dolaşıp yine Kayseri’de kalıyor ve onun bu şehrin insanına verdiği mesaj ise çok net:

“Birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek, el ele verip Kayseri’yi hak ettiği noktaya taşımak için çalışmaya devam edelim.”

-Kayseri BOSS bu hikayeyi anlattırmayı gerçekten iyi başarıyor. Önceki programlarda da hissetmiştim insanların hayat hikayelerini anlatırken gözlerindeki heyecanı görmek mümkündü. Şimdi aynı duyguyu bizzat yaşadım. Sorular doğrudan insanın hayatına, kararlarına ve kırılma anlarına dokunuyor. Kendinizle yüzleştiğiniz için de çok kıymetli.Açıkçası kolay kolay zorlanan bir insan değilimdir; ancak bu söyleşide zaman zaman zorlandım. Çünkü sorular beni çocukluğuma, gençliğime; 15 yaşıma, 20 yaşıma, 30 yaşıma ve mesleğe ilk başladığım günlere götürdü. Hayat serüvenimi yeniden gözden geçirmeme vesile oldu.Bu yönüyle benim için de çok anlamlı bir sohbetti. Hem kendimi yeniden hatırlamama hem de kendimi daha iyi anlatmama fırsat verdiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.

Kayserililere şunu söylemek isterim: Bu şehir ve bu şehrin çocukları çok kıymetli. Birlik ve beraberliğimizi güçlendirerek, el ele verip Kayseri’yi hak ettiği noktaya taşımak için çalışmaya devam edelim. En önemlisi de çocuklarımıza birlikte sahip çıkalım.Teşekkür ediyorum.

Kayseri BOSS Ailesi olarak Vali Gökmen Çiçek’in şehrin hafızasına not düşen, geleceğine ışık tutan bu kıymetli hayat paylaşımlarına tanıklık etmekten onur duyduk…

Bu anlamlı ve samimi sohbet için teşekkür ederiz.